Bab’Aziz Filmine Arketipsel Psikoloji ve Nesne İlişkileri Açısından Bir Bakış

Bab’Aziz filmi arketipsel bilgiyle örülü bir çöl masalıdır. İçeriği ağırlıklı olarak arketipsel açıdan benim gözüme çarpmış olsa da ara ara nesne ilişkilerine dair de söylemek istediklerim oldu. Bu sebeple ikisini de harmanlamayı tercih ettim. Keyifli okumalar!

İştar ve Baba Aziz, kum fırtınası sonrası yola çıkarken.
Kalbin yolculuğundaki derviş Bab'Aziz (Kutsal Kapı)
ve yanında torunu İştar (Aşk Tanrıçası) ile birlikte çölde ilerlemektedirler.
Varacakları yer her dervişin gitmek için yol aldığı, hiç kimsenin yolunu bilmediği,
ancak kendisine verilen hediye ile yolun bulunduğu bir toplanma alanıdır.

Bazı filmler vardır, her izlediğinizde yeni bir detayı fark edersiniz. Hikâye sizi hiç sıkmaz, ne kadar tanıdık olursa olsun bir kez daha dinlemek istersiniz. Bu açıdan, beni en çok etkileyen filmlerden biri de Bab’Aziz’dir. İlk izlediğimde fark etmediğim birçok detayı sonrakilerde fark ettim, ilkinde sadece hikâyenin büyüsüne ve çöl manzaralarına dalmıştım. Tekrar tekrar izledikçe filmin birden fazla hikâyeden çok belirli bir örüntüyü izlediğini, karakterlerden ziyade arketiplerden oluştuğunu fark ettim. Zaten sinemada arketiplerin çok derin bir yeri olduğunu da biliyordum ancak filmi hiç bu gözle izlememiştim. Bir kez de böyle ele almanın benim için de iyi olacağına karar verdim. Her zamanki gibi önce kavramsal açıklamalarla başlayacağım, daha sonra filmin içeriğinden bahsedecek ve ilişkileri yorumlayacağım. Ardından filmdeki ana karakterlerin ve olayların arketipsel karşılıklarına değineceğim. Bu süreçte ara sıra nesne ilişkilerinden bazı kavramlara değineceğim, özellikle Zaid ve Nour için bunun daha kritik olduğunu düşünmekteyim.

Platon’un Mağara alegorisine göre yaşam bir mağara içerisine sırtımız girişe dönük şekilde zincirlenip taş duvara yansıyan gölgeleri izlemek olduğu söylenmiştir. Mağaradakiler dışarıdaki dünyada neler olduğunu bilmez, dışarıda geçenlerin gölgelerini gerçek zanneder ve onlara isimler verirler. Bir gün içlerinden biri serbest kalır ve gerçek dünyaya adım atar. Etrafındakilerin gerçek olduğunu, öncesinde gerçek sandıklarının ise onların gölgeleri olduğunu fark eder.

Arketip kelimesi, Türkçeye ilkörnek/ilkbiçim diye çevrilmektedir. TDK sözlüğünde “bir tür veya türler grubunun varsayılan atasal tipi” şeklinde açıklanmıştır. Jung’un analitik psikoloji kuramındaki karşılığıyla açıklayacak olursak, kolektif bilinçdışımızda bulunan ve tüm insanlıkta ortak olan ilksel semboller ve imgelerdir. Bu imgeler tarihsel süreçte farklı şekillerde tekrar tekrar görülmektedir ve kültürlerarasıdır. Bu sebeple, arketipsel bilginin bizde doğuştan var olduğunu, bilinçli davranışı önceden yönlendirdiğini ve şekillendirdiğini söyler. Yani bu arketipler bir varlık veya kavramla ilgili “asıl örüntüdür“. Arketiplerin her biri kendi içerisinde tutarlıdır ve insanlıkta benzer duygular, düşünceler, davranış kalıpları oluşturur. Arketipler karşımıza bir olay (doğum, ölüm ve diriliş, yuvadan ayrılma, zıtlıkların birleşimi), bir figür (anne, bilge, kahraman, hükmeden, kaşif, hilekâr vs.), bir motif (kıyamet, yaratım, tufan vs.) gibi çeşitli biçimlerde çıkabilir.

Jung’un psişenin yapısında belirlediği dört temel arketip vardır: Kendilik, anima/animus, gölge, persona. Kişiliği açıklarken özellikle bu arketiplerle beraber figür olan arketipler, yaşanan olaylarda motif ve olay örüntüsü biçimindeki arketipler kullanılabilir. Aslında bu şekilde bakınca tek birinin kişiliğinin gelişiminden bile bir efsane, bir masal doğabilmektedir.

Bir kayıp arketipi olarak Pieta

Arketipler sinema dünyasında da çok karşımıza çıkar. O kadar güçlü imgelerdir ki bunların tutarlı biçimde yer aldığı sahneler çoğunlukla bizi anlaşılmaz biçimde etkiler. Hatta bazen bu arketipler bir sanat dalında hayat bulur ve öteki sanat dalında yeniden altı çizilerek anlatılabilir. Örneğin “çocuğun yası” bir arketip olarak karşımıza Pieta heykelinde İsa’yı tutup ağlayan Meryem Ana şeklinde çıkmıştır. Bu sahneye bir gönderme olarak Peki Şimdi Nereye filminde de Roukoz öldüğünde annesi Hanna da, çocuğuna aynı şekilde sarılır.

Roukoz’un ölümü sonrası Hanna, Rita ve Nassim’in onu saklamak için kuyuya indirmesi

Roukoz da bu sahnede kefenlenmiş bir ölüden ziyade aslında bir aziz veya ihrama girmiş hacı görünümündedir. Gömülebileceği zamana kadar kuyuya indirilir, yası inkar edilir ve ertelenir. Ta ki o yas tutulabilene kadar…

Aynı şekilde Attis’in ölümünde Kybele, Adonis’in ölümünde Afrodit, Dammuzi’nin ölümünde İnanna ve daha nicelerini benzer betimlemelerle görmekteyiz. Bu tür sahnelerin bizi etkilemesinin sebebi ise kolektif bilinçdışında bulunan bilgiyle uyumlu olmasıdır. Yas ile ilgili bize en tanıdık gelen sahne en etkili olmuştur çünkü bir şekilde hem güvenli hem de haz vericidir. Aslında tanıdık olduğu kadar gerçektir ve bu yüzden, tekrar tekrar çocukların dinlediği hikayeler gibi haz verir. Bu film için de çölde gerçeği arayan bilge örneğin oldukça uyumlu ve çarpıcı bir arketiptir. Bab’Aziz’de bu arketip en temelde yer alır.

İştar hastalandığında, yolda karşılaştıkları Zaid onu sırtında taşır.

Film bir çöl sahnesi ile başlar, kumlara gömülü olan Baba Aziz ve İştar çıkıp üstlerini temizlerler. Bu sahne çok net biçimde dirilişi simgeler. Diriliş arketipinin doğum arketipinden ayrım noktası, diriliş arketipinde kahramanların bir öncesinin olmasıdır. Doğum arketipi ise tamamen yeni bir başlangıçtır. Arkaik güçleri de mitlerde bu şekilde ayırt ederiz. Doğumları çok eski bir zamana dayanır, sanki geçmişleri yok gibidir ve evrensel düzende çok temel bir taştır. Baba Aziz ve İştar; yani kutsal olan, çok sevilen ile aşk da filmin en kadim arketipsel sembolleri olarak var olma biçimlerine dair bilgi edinmediğimiz karakterlerdir. Sanki en kadim zamanlardan beri bu ikisi çölde dolaşmaktadırlar.

Baba Aziz

Baba Aziz, yaşlı bilge arketipidir. Gözleri görmez, bir anlamda gözleri bu dünyaya kapalıdır. Bu kimi zaman gerçekten görmemek kimi zaman dış dünyaya karşı ilgisizlik olarak karşımıza çıkabilir. İçsel dünyasından aldığı bilgi ile bu fiziksel dünyada yol alır. Yaşlı bilge arketipinin özelliği deneyimlerin kendisinden değil, onların “kendisinin iç dünyasındaki yansımalarından” söz etmesidir. Ne yaşadığı değil, nasıl deneyimlediği çok önem taşımaktadır. Bu arketipi taşıyan insanlarda daha içe dönük bir tavır vardır, duygularını yoğun bir şekilde yaşarlar ve düşünceleri derinliklidir. Baba Aziz karakterinde olduğu gibi hayata bakışı kendi deneyimi üzerindendir, kendi anlamını bulmaya çalışır, fenomenolojik bakar. Yaşlı bilge arketipinde toplumsal öğütlerden ziyade kendi yaşam deneyimlerinin örneklenmesini görürüz. Çünkü zaten yaşlı bilge, bir anlamda âvâredir. Hazların arasında gezinirken hazsızlığı tadar ve tüm hazlardan âzâde şekilde ancak nihai bir hazza ulaşacağı deneyimi arar. Gelişim sürecini toplumun katı yasalarını uygulamakla ve onları doğrulamakla değil onlara karşı çıktığı ve kendi gerçeğini aradığı bir aralıkta yaşar.

Bu arketipin olumsuz bir hali de olabilir, “deneyimden kaçış”. Gelişkin halde olmadığında sosyallikten ve ilişki kurmaktan kaçan bir insan olarak karşımıza çıkabilir. Deneyimlerini izleyip anlamlandırabilmek yerine sürekli yeni deneyimler aramanın cazibesine kapılıp gidebilir, gerçeği ararken belirsizliğin beslediği ihtimallerle örülü kendi dünyasında boğulabilir. Gerçeğin muğlaklığı, arayışın hiç bitmemesi gerçekliğini kabullenemeyiz onu umutsuz bir arayışa sürükleyebilir. Çıkış noktasını bulmak güç gelebilir ve anlamı yitirebilir. Onu bu çalkantılardan koruyacak olan ise tüm bu içsel hareketliliğe kapılıp gitmek değil, sakin bir biçimde iç dünyasında olan bitenin bütününü gözlemlemek, her deneyimde köklerinden tepesine sarsılıp sakinliği aramak yerine neyin onu hangi yönden sarstığı üzerine odaklanmaktır. İçsel dünyasını keşfedebilmek için dış dünyanın deneyimlerine açılabilmelidir ki kendini farklı yönlerden tanısın.

Bu açıdan bir umutsuzluğa düşmemesi için kaşif ve/veya masum ile güzel bir yoldaşlık kurar. Görmeye ve anlamaya ihtiyacı olan bir anlamda sürekli aramak ve bakmak değil durup düşünmek ve yaşamaktır. Kaşif arketipi âvâreden farklı olarak deneyimin kendisinden haz alır, âvâre ise hazzı deneyimleyip çeşitlendirmek üzere arayışa çıkar. Nihâyetinde vardıkları duygu aynı da olabilir.

İştar

Baba Aziz’in torunu olarak aktarılan bu karakter ismini Orta Doğu aşk, savaş, dans ve doğurganlık tanrıçasından alır. Zaten film boyunca İştar’ı dans ederken, şarkı söylerken görürüz. Baba Aziz ile birlikte yolculuk yapar, tüm dervişlerin toplanacağı alanı bulmaya çalışırlar. Hayat doludur, Baba Aziz’den hikâyeler dinlemeyi çok sever. Masum arketipinin çoğu özelliğini canlı bir biçimde taşır. Zaten filmin ilk sahnesinde de çöl kumlarının arasından ilk çıkan ve Baba Aziz’i çıkaran da İştar, yani masum arketipidir.

Bu arketipin amacı dünyada bir cenneti yaşamaktır; huzur, kendiliğindenlik, neşe… Mitolojide de aşk (Eros), ilk yaratılan ve diğer her şeyin yaratımında rol oynayan unsur olarak geçer. Masum arketipi, Baba Aziz’i yani yaşlı bilgeyi kumların arasından çıkararak onu bu dünyadaki deneyime çağırır. Fakat onun da yaşlı bilgeden öğreneceği bir şey vardır, ilerlemek.

Masum arketipi çocuksu eğlenceyi sever fakat bilmeden yapacağı yanlış bir şey veya bir eksiklik yüzünden zarar vermekten, ceza almaktan korkar. Bu açıdan cesareti çabuk kırılan insanlarda bu arketipi de görebiliriz. Film boyunca da İştar’ın çok uzun süre ürkekliğini üzerinde görürüz. Bir yandan yeni bir şeyleri keşfetmek için adımlar atar, öte yandan ilerlemekten korkar ve hep eve dönmeyi düşünür. Yaşlı bilge ise onu yolda yürümeye cesaretlendirir. İlerleyen aşamada artık kendi özgürlüğünü keşfeden masum arketipi, aşık arketipini cesaretlendiren bir güç haline dönüşür.

Masum arketipi yüreği açıklığı, sözün ötesindeki bir iletişimi de simgeler. Örneğin filmde İştar, Baba Aziz ile Farsça, ancak Zaid ile Arapça konuşmaktadır. Baba Aziz ile Zaid ise kendi dillerinde birbirleriyle konuşabilirler, ikisi de birbirinin dilini anlar ancak kendi dilinden cevap verir. Masum ise herkesin dilinden anlar, herkese kendi dilinde konuşabilir. Baba Aziz ile Zaid farklı dillerle konuşurken birbirlerini anlar çünkü orada İştar (aşk) vardır.

Zaid’in hikâyesini dinledikten sonra gözlerini açan İştar

Aynı yönetmenin Çöl İşaretçileri isimli filminde İştar’a çok benzeyen başka bir karakter görürüz. Bu sefer karakter İştar kadar canlı ve konuşkan değildir. Fakat ana kahramana, gitmesi gereken yolunu daima bir şekilde işaret eder. Fakat orada da sözlü bir dilde konuşmaz, sadece işaretler ve imgelerle iletişim kurar. Bu açıdan da her dilde yaşanan aşkı bize ifade eder. Aynı şekilde masum arketipinin getirdiği ilham gibi, filmde hep kimsenin girip çıkmadığı bir kapıdan kısa anlarda dahil olur.

Çöl İşaretçileri filminden bir sahne

Zaid, sevgilisini ararken umutsuzluğa düştükçe masum ona yolunu hatırlatır: “Şarkı söyle!”. Çünkü Zaid’in bu dünyaya birlikte geldiği armağan şarkı söylemektir, kalbine giden yol budur. Bu yüzden aşık olduğu kişiyi ve toplantının yerini ancak şarkı söyleyerek bulabilir. İştar filmin bir noktasında hastalanır, onu Zaid, yani aşık bulur. Hastalandığında İştar’a şifa olan Zaid’in aşk yolculuğunu anlatmasıdır. İştar, Zaid hikâyesini bitirdiğinde iyileşerek gözlerini açar ve gülümseyerek sorar “Sen aşık mısın?”. İştar’ın hastalanma sebebi ise çölde yolunu kaybetmesidir. Yolunu kaybetmiş masum arketipini de o ıssız çölde bulup yaşlı bilgeye getiren yine aşıktır.

İştar iyileştikten sonraki sahnede Zaid ve Baba Aziz

Zaid en başta âşık arketipinin özelliklerini taşır. Sevgilisi Nour (Işık) ile bir şiir gecesinde söylediği şarkı ile tanışır. O gece söylediği şarkıyı gecenin sonunda Zaid’e de Nour söyler, Zaid’in yüzüne kendi şalını örter. Ardından gecenin sabahında saçlarını keser, Zaid’in kıyafetlerini giyer ve pasaportunu alıp sufi toplantısında babasını aramaya gider. Zaid’in şarkısı ona bunu anımsatmıştır. Aşık arketipini simgeleyen Zaid, Nour’un kalbine dokunan şiire bir anlamda ona yasını, kaybını anımsatır. İştar’a anlattığı hikaye ile onu yola çıkmak üzere iyileştirmesi gibi Nour’u da yola çıkmaya -istemeden de olsa- cesaretlendirmiş olur. Bir anlamda aradığını bulmak için Zaid’e bürünür, yani âşığa.

Âşık arketipi genellikle karşımıza güzel kokular, etkileyici bir ortam, lezzetli yiyecekler (özellikle meyve) ve içki ile beraber çıkar. Zaid’in hikâyesi de böyle başlar. Nour’a şarkı söylediğinde herkesin şiir okuduğu, önlerinde şarapların ve tepsilerde meyvelerin olduğu, etraflarında mumların yandığı bir ortamdır. Bu arketip karşımıza sadece birine aşk değil aynı zamanda bir şeye sevgi ile adanmışlıkla karşımıza çıkar. Anne arketipinden farklı olarak bu sevgi, beraberinde tutku da getirir. Bu arketipin yaşadığı zorluk ise bir başkasının varlığı olmadan kendini tanımlayabilmektir. Bütün dervişlerin kendi olma yolunda ilerlediği toplantıya bile o kendisini değil, kendisine bürünmüş Nour’u aramıştır. Nitekim Nour ona ait her şeyi alıp gittiğinde Zaid tam anlamıyla çırılçıplak kalmıştır. Fakat Nour’a yani ışığa ulaşması da şarkı söyleyerek onu bulmasıyla gerçekleşmiştir. Zaid şarkılarını bir başkasına değil, kendine ve bu dünyadaki varoluşa söylediğinde bu zorluğu aşmıştır.

Zaid ile tanıştıkları gece Nour

Zaid, şiir meclisinde bilmeyerek Nour’un babasının yazdığı şiiri seslendirir. Bu Nour’u çok duygulandırır. Bir sufi olan babasını aramak için çöldeki toplanma yerini aramak üzere yola çıkar. Bu sırada Zaid’in kıyafetlerini ve pasaportunu da alıp gider. Bu belki mantıken size çok saçma bir şey gibi gelebilir, fakat arketipsel açıdan anlamlıdır çünkü Nour, Zaid’e bürünmüştür. Nour, kâşif arketipini yansıtır âşıkla beraber. Yeni deneyimlere açıktır, duyguları yoğundur. Ani bir kararla hareket eder ve geleceği akışa bırakır. Engellenmekten hoşlanmaz ki bu ihtimali bile yaratmayacak şekilde Zaid daha uyurken kalkıp niyet ettiği yola koyulmuştur. Geriye Zaid’e tüm saçlarını ve bir mektup bırakmıştır. Her keşif onun için bir diğerinin sebebidir, sürekli dönüşüm geçirebilir ve pek çok ortama uyum sağlayabilir. Fakat her kâşifin bir de gölgesi vardır, “amaçsız seyahat, dünyaya ait olmadan gezilen bir avarelik”. Kâşifler ancak köklerini tüm dünyaya salabildiğinde güvenle yeryüzünde gezinirler. Fakat sürekli “hayalindeki yeri” arayan bir kâşifin bulduğu şey sürekli bir hayal kırıklığı, doyumsuz bir özlemdir. Bu noktada Nour, Zaid’in okuduğu şiirle önce babasını aramaya çıkar yani animusunu* şekillendiren ilk figürü. Fakat yolun sonunda neşeyle karşıladığı kişi yine Zaid olur, giderken bile umudu Zaid’in kendisini bulmasıdır. Zira kâşifler aslında keşfedilme arzusunu da taşır.

Zaid’in yolculuğu sonunda karşılaştığı Nour

Nour, yolculuğu nihayete erdiğinde ve yeniden Zaid’e kavuştuğunda ilk andaki görüntüsünün tam tersidir. Gülümser, bembeyaz giyinmiştir, Zaid ile aynı şarkıyı söyleyerek aslında sevgilisini yanına çağırır. Burada bir anlamda kavuşum arketipini de bir motif olarak görürüz. Yolculuğun başında narsisistik bir nesne seçimi vardır. Zaid, kendisine benzeyecek bir nesne seçer. Nour’un nesne seçimi ise anaklitiktir. Babasına benzeyen, ona babasını hatırlatmış bir nesne seçer. Ancak yolculuğun nihayetinde ise Nour Zaid’e değil, adına da yakışır şekilde kendisine bürünmüştür. Zaid’in de yolculuğu ile birlikte kendisini, yeteneğini kabul etmesiyle birlikte Zaid’e bürünebilecek bir Nour’a değil, gerçek kendiliği ile karşısına çıkan Nour’a aşık olur.

Şahzade

Filmin kalbindeki hikâye aslında şahzadeninkidir. Şahzade, çöldeki hiçbir suyu beğenmez, en tatlı suyu arar. Bir gün atının kendiliğinden çadırın kapısına geldiğini görür, ata binip ilerler ve karşısına bir ceylan çıkar. Ceylanı takip eder, çok uzun süre ortalıkta görünmez ve halkı onu aramaya çıkar. Bulduklarında ise şehzade çölde, kumların arasında çıkmış bir suyu dalgın ve bitap bir biçimde seyretmektedir. O kadar derin bakar ki gördüğünün kendi aksi değil ruhu olduğunu, ruhuyla temaşa eylediğini anlarlar. Önce subayları yanında olsa bile sonrasında herkes onu terk eder, sadece onu gözleyen derviş kalır, günlerce ve gecelerce… En sonunda halkı onu tamamen unutur, arada sırada peşinden gittiği ceylan onun ziyaretine gelir. Şehzade kendine geldiğinde yanında dervişin ona bıraktığı kıyafetleri ve asayı bulur. Yolculuğu başlar.

Ruhunun aksini seyreden Şahzade

Şehzade, hükümdar arketipiyle hikâyesine başlar. Arzu ettiği ve kıymet verdiği tek şey güçtür. Kolay beğenmez, mükemmeli ister. Sözünü dinletebilir, doğuştan liderdir. Zaten bu dünyadaki zevklerini de kendine bir hak olarak görür. Fakat bir handikapı vardır, tebaasından kopukluk. Eğer hükümdar arketipi, hitap ettiği güruhtan kopuksa tüm kontrolü yitirmesi, kendini bir illüzyonun içerisinde bulması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Gerçeklerden değil, kendisine ne kadar iyi olduğu belirtilen yalanlardan yanadır. Sevilme ve saygı duyulmaya olan arzusu onu kör eder, bir süre sonra gerçek olanla sahteyi ayırt edemez. Filmde de bunu şehzade gittikten sonra onun yokluğunu fark etmeden dans etmeye devam eden çadır ehlinden anlarız. Şehzade’nin ancak atı gelip onun yokluğunun haberini verir. Şehzade’yi bulduklarındaysa tüm hükümlerden ve kontrolden azade bir şekilde, engelsiz akan bir suyu seyretmektedir. Vecd haline geçmiştir.

Aynı tattığı sularda olduğu gibi, nesne ile doyum açısından da olmayacak bir hazzı ve doyumu hep arayacağı bir nesnede bulmaya çalışır. Sonrasında ise asla yakalayamadığı bir ceylana kalbini kaptırır. Onu takip eder ve Narkissos mitindeki gibi kendini suda seyreder. Fakat farklı olan bu sefer kendinde gördükleri, kendinde aradıkları ve sessizliktir. Filmin nihayetinde ise bir âvâreden yaşlı bilgeye dönüşerek tüm hazların ötesindeki hazzı bulmuş halde karşımıza çıkar. Diğer insanlara hazlarını bulmada rehberlik eden bir bakım verendir: Dans etmek, şarkı söylemek, hayal kurmak, kabul etmek…

Hasan ve Baba Aziz’in ölüm evveli karşılaşması

Hasan, derviş olan ikiz kardeşi Hüseyin’i ve kızıl dervişi aramaktadır. Zaid’in aksine çölde kıyafetlerinden olur. İkizini arar fakat ikizi kendisinin aynadaki aksi gibidir, hem tıpatıp kopyası hem de tüm hareketleriyle zıddı. Bu yola hiç ummadığı bir yerde başlar ve ummadığı şekilde bitirir. Çölde tamamen tükenmiş ve hatta kendini de kaybetmiştir. İkiz arketipi açısından Hasan ve Hüseyin, her arketipin bir de öteki yüzü olmasının vücuda gelmiş halidir. Fakat Hasan’ın niyeti bir yerde de nihayetine erer. Hasan, isyankâr arketipini simgeler başlangıçta. Kuralları tanımaz, yola çıkışı bile çölün ruhuna aykırı şekilde kendini bulmak değil ikizini bulmak ve kızıl dervişten intikam almak içindir. Yaşadıklarından ne hissettiği önemli değildir, sonuca odaklıdır ve var olan düzeni kabul etmez. Yapıcı değildir, yıkmayı hedefler fakat handikapı da budur, yıktığı şeyin yerine ne koyacağını bilememek. Bu noktada yaratıcı bir yöne, bir yoldaşa ihtiyaç vardır. Yaşadıklarını anlamlandırabilmesi için ona gereken yaşlı bilgedir. Ancak o zaman deneyimlerinden elde ettiği anlamı, kabul etmediğinin yerine koyabilecektir. En büyük isyan da kendine, kendi varoluşunadır. Bu yüzden kendi ruhunda devrim yapacak yolu arar, aslında kendine dayatılanlara isyan eder.

Baba Aziz ve İştar, yolun başlarında

Filmde her sahne ve her karakter arketipsel bilgiyle örülmüş halde duruyor. Hepsini incelemek sanırım saatlerimi alır, bunu da yazmaktan ziyade konuşmayı isterim. Fakat bir giriş yapmak ve bu konuda en belirgin noktaları sunmak adına böyle bir yazıda da değinmek ihtiyacı hissettim.

Bab’Aziz, çöl üçlemesinin son ve belki en etkileyici filmidir. Diğer iki film olan Çöl İşaretçileri ve Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı da güzeldi, fakat Bab’Aziz kadar başarılı olduğunu söyleyemem. Gerek müziklerini yapan Levon Minassian’ın büyüleyici ezgileri, gerek her sahnesinin bir fotoğraf kadar titiz ele alınması açısından Bab’Aziz sinemada önemli bir yere sahip.

Kişiliğinizde belirgin bir iki arketipsel yapının yanında yaşam olayları eşliğinde gelişen bir süreç izleyebilir, farklı rollere bürünebilme yeteneğinizi geliştirebilirsiniz. Fakat bu roller size yabancı değildir, sizin zaten halizahazırda içinizde olan, keşfedilmeyi bekleyenlerdir. Arketiplerin bilgisi kolektif bilinçdışımızda bizi beklemektedir. Keşfettiğinizde kendinize, yaşadıklarınıza dair çok daha farklı anlamlar ve çok daha geniş çağrışımlar ortaya çıkabilir. Kim olduğunuz sorusunun en yalın cevabı sizde hangi arketiplerin hayat bulabildiği sorusuyla da ele alınabilir.

Kendinizi keşfettiğiniz bu yolda, size verilen hediyeyi anlayabilmeniz dileğiyle.

Bir sonraki yazıya kadar hoşçakalın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: